Tek şarkıyla kitle oluşturamazsın

Türk pop müziğinin en romantik kadın sesi Funda Arar’la Swissotel The Bosphorus’un gözde restoranı Gaja Sky’da sohbet etmek üzere bir araya geldik. Trafikte yaşadığı ilginç anılarından müzik sektörünün son zamanlarda yaşadığı zorluklara kadar pek çok konuya değindik…

YAZI: EMRE KARA

Ehliyetinizi ne zaman almıştınız?

2002’de almıştım. O zamanlar Ataköy’de oturuyorduk. Oralarda boş bulduğumuz arazilerde sürücü kursunun haricinde babamla ekstra çalışıyorduk.

Trafikte yaşadığınız enteresan bir şey oldu mu?

Bir gün konserden dönüyoruz. Aracı asistanım Sementa kullanıyordu. Sementa, bir yudum almadığı halde alkolmetreye üfledikten sonra 440 promil alkollü çıktı. Bu miktarla ayakta bile durulmaz. Polis Sementa’ya “Kolonyalı mendille ağzınızı sildiniz mi, parfüm sıktınız mı?” gibi sorular sordu. Ben de dedim ki; “Öyle olsa bunları kullandığımızda herkesin sarhoş gezmesi lazım.” Sonra kan tahlili istediler. Hep beraber o saatte hastaneye gittik. Sonuç 0 alkol çıktı.

Hangi otomobiller dikkatinizi çeker?

Büyük arabaları seviyorum ben. Kendi kullandığım Range Rover da büyük bir arazi aracı. Mercedes’lerin cabriolet modelleri; iki kişilik, üstü açık spor arabalar da hoşuma gidiyor açıkçası.

funda

Febyo Taşel’le evlendiğinizde düğün arabanız nasıldı?

Yine büyük bir araçtı, makam aracı gibi. Modeli Mercedes’ti. Hiç süslenmemişti. Klasik bir gelin arabası gibi olmadığı için çok anlaşılmıyordu.

Çocuğunuz olduktan sonra araç içi deneyimleriniz değişti mi?

Aras, hep araba sürmek istiyor. Her çocuk gibi kilitlerle oynamayı, camı açıp kapatmayı çok seviyor. Araba koltuğu var onun. Abi olduğunu zannediyor; bazen “Ben bu bebek koltuğuna oturmayacağım.” diyor. Bir yere giderken koltuğuna oturmak zorundasın yoksa polis amca ceza yazar diyoruz o zaman anlıyor.

Hızdan korkar mısınız?

Otomobili çok yavaş kullanan biri değilim. Kurallar çerçevesinde hız yapabiliyorum. Hız sınırı 120 km/s ise 110 km/s ile giderim. Kendimi müziğe kaptırmayı da seviyorum.

Neler dinliyorsunuz?

Arabada yabancı müzik dinlemeyi seviyorum. Bazen çok hoşuma giden Latin müzikleri oluyor. Hatta bu aralar dikkatimi çeken bir tane var. Belki üzerine Türkçe sözler yazıldıktan sonra yeni albümde olmasını istiyorum.

“Şarkıların hit potansiyeli arabada belli olur” diye bir söylem vardır. Sizce doğru mu bu?

Benim de buna şahit olmuşluğum var. Araba kullanırken dikkatinizi daha çok yola ve trafiğe veriyorsunuz doğal olarak. Ama o sırada çalan müzik o dikkatten sizi bir nebze uzaklaştırıyorsa o şarkı tutma potansiyeli olan bir şarkı diyebilirsiniz. Yoksa bir şarkı arkada çalar çalar, farketmezsiniz bile. Bana gelen demoları da ilk önce arabada dinlerim.

İLK ALBÜMÜM İNSANLARDA “BU KIZ İYİ İŞLER YAPACAK” İZLENİMİNİ BIRAKTI

İlk albümünüz nasıl bir çalışmaydı?

İlk albümüm “Sevgilerde” hiç piyasaya yönelik bir albüm değildi. Daha müzikal bir çalışmaydı. Ama kariyerim için çok iyi bir altyapı oluşturdu. Funda Arar diye bir kız var ve bu kız iyi işler yapacak izlenimini bıraktı insanlarda. Sonrasında gelen albümlerin başarısı üstüne eklendi. O albümden “Kaldırımlar”, “Sonu Yok Bu Aşkın” gibi şarkılar konserlerimde hala isteniyor.

funda-2

Zamana yayılan bir albüm olmuş “Sevgilerde”…

Benim albümlerim için zaten hadi bir an da çıktı hemen patladı, sattı, bitti gibi şeyler söz konusu olmadı şimdiye kadar. Hep zamana yayılır benim albümlerim. Sadece ilk çıktığı zamanlar satıp sonra geri planda kalmaz. Mesela iki yıl önce çıkan son albümümden “Ömrüme Yetiş”e yeni bir klip çektik. Albüm yine en çok satanlar listelerine ilk sıralardan girdi.

Son yıllarda kliplerin kaç milyon tık aldığı tartışmaları var sektör içerisinde. Klibinin her gün milyonlarca tıklandığını söyleyenler bile oluyor… Bu rakamların doğruluğuna inanıyor musunuz?

Manipülasyon dedikoları sektör içerisinde hep dönüyor. Ama tıklanma işlerine çok takılmıyorum açıkçası. Genel olarak şöyle bir orantı görüyorum. Fiziki satışı yüksek olan sanatçıların dijital satışları daha az olabiliyor. Bunun yanında dijital dinlenmelere ve klip izlenmelerine bakıldığında albüm satışıyla doğru orantılı ilerleyenler de var tabii. Tarkan, Sezen Aksu gibi isimler her zaman albümleri satan sanatçılar. Dolayısıyla şarkıları orjinal albümden dinlenildiği için bir daha internetten satın alma ihtiyacı duymuyor insanlar.

ALBÜM OLMADAN KONSER OLMAZ

Müzik marketten alınan albüm evde-arabada, her yerde dinleniyor. Sadece dijital platformlarda dinlenen özellikle yeni isimler için kitle oluşmayabiliyor sanki…

Tek şarkıyla kitle oluşturamazsınız! Evet insanlar o dönem için beğenip dinleyebilir ama albüm ve şarkı bazında sürekli üstüne koyulması gerek. Şu anki müzik sektörüne baktığımız zaman yeni isimler için birkaç single yapmak insanların tepkisini ölçmek açısından iyi bir şey. Sonrasında çizeceğiniz yol önemli. Konser vermek istiyorsanız elinizde bir repertuvar olması lazım. Albüm olmadan konser olmaz. Her sene bir şarkıyla ilerlenirse 10 yıl sonra elinde sadece 10 şarkı olur ve 10 şarkıyla büyük konserler verilmez. Arka arkaya 3-4 başarılı albüm yapılması lazım ki bu da aşağı yukarı 7-8 yıllık bir zaman dilimi demek. Dolayısıyla yılmadan çalışmak lazım.

7’den 70’e her kitleye hitap etmeyi başaran bir Funda Arar var. Uzun vadedeki kariyer başarınızın sırrı nedir?

O kadar çok hit yapmışız ki… Konservatuvardan Türk Müziği bölümü mezunuyum. Batı Müziği eğitimi de aldım. Albümlerde alaturka icra ettiğim şarkılar da var, daha Batı gırtlağıyla okuduğum da. Arabesk şarkı da var, şıkır şıkır şarkılar da… Ama hepsi bir sound bütünlüğü içerisinde oluyor. Her albümle bir kitleyi alıyorsunuz. Biletli bir konser yapacağım zaman repertuvara hangi şarkıyı koyacağımı şaşırıyorum. Bu istikrarla gidince 15 yaşındayken sizi dinlemeye başlayan insanlar 30 yaşına gelince de sizi aynı şekilde takip ediyor. Çeşme konserimde ailesiyle beni en önden izleyen 80 yaşında bir hanımefendi vardı. Bu çok özel bir duygu.

Yüksek bütçelerle albümler hazırlıyorsunuz. Bu projelerinizi tanıtabileceğiniz neredeyse tv programı kalmadı. Sektör olarak hep birlikte bu sanat krizinin üstesinden gelebilir miyiz?

Bunca sıkıntılar yaşıyoruz ama müzik sektörü olarak bir araya gelemiyoruz. Eskiden albüm çıktıktan sonra tanıtabileceğin pek çok tv programı olurdu. Özellikle yeni isimlerin bu anlamda işi çok zor; çünkü kendini gösterebileceği programlar yalnızca birkaç tane var. Şarkılar biliniyor ama kim söylüyor onu bilmiyor insanlar. Bir araştırmadan çıkarılan istatistiğe göre müzik kanallarının izlenme oranı %0,1. Daha çok dizi ağırlıklı ilerliyor. Yapımcılar müzik programlarına bütçe ayırmak istemiyor. Reyting almıyor deniliyor. Şimdi en azından sosyal medya var. Herkesin yaptığı işleri, albümleri, konserleri ve projeleri bir şekilde takipçileriyle paylaşabildiği bir platform oldu.

Her ünlü sima için kafamda bir magazin haberi canlanır. Sizi düşününce herhangi bir polemiğinizi ya da dile düşen magazinel bir olayınızı hatırlamıyorum. “Bu işin yarısı magazindir” derler oysa. Siz bu çemberin dışında kalmayı nasıl başarıyorsunuz?

İnsan olarak ben o tarz polemikler içerisinde yer alacak, skandallar yaratabilecek biri değilim. Öyle yetiştirilmedim çünkü. Benim kendime göre müzikal yeteneğim ve çocukluktan beri aldığım eğitimim var. Belki de bu bir kumardı, tuttu ve ben kazandım. Aksi olsaydı yine kazanmış sayardım kendimi. Müzik yapmak için yola çıktım. İki sene müzik öğretmenliği yaptım. Yine yapabilirim. Çünkü yaptığım işi çok seviyorum. O şekilde şöhret olmuş bir insanla, yaptığı iyi işlerle belli bir noktadan sonra şöhret olmuş bir insana bakış açıları farklı oluyor Türk toplumunda. Sadece yaptığım işle sesimi duyurabileceğime inandım. Demek ki olabiliyormuş. Ve şu an o tarz magazinin yeri olmadığını düşünüyorum. O bir furyaydı. Şimdi kimse ilgilenmiyor.

ÇİFTE STANDARTIN UYGULANMASI YANLIŞ

Ülkemizde son yıllarda fazlasıyla acı ve talihsiz günler yaşadık. Çok sayıda konser iptal edildi. Neden müziğe en çok ihtiyacımız olduğu zamanlarda bu olanların bileti müzik sektörüne kesildi?

Çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Her gün acı haberler duyuyoruz. Önümüzde konser tarihimiz var ve bu konseri yapana kadar herkes tetikte bekliyor. Şunu yanlış anlıyor insanlar. Konserler iptal edilmesin demiyorum. Edilebilir. Ama iptal edildikten sonra maçlar oynanıyor, diziler devam ediyor, bütün eğlence mekanları açık. Konserleri iptal ediyorsan eğlenceyle ilgili her şeyi iptal etmen lazım eğer sadece bir eğlence aracı olarak görüyorsan yapılacak olan konseri. Yani çifte standartın uygulanması yanlış bence, demek istediğim bu.

Ki bir konserden sizin dışınızda pek çok insan kazancını sağlıyor…

Bir konserden ortalama 100 kişi ekmeğini kazanıyor. Koskoca orkestra var. Teknik, görsel, dans, organizasyon, basın ekipleri var. Bu insanların aileleri var. Herkes işine gidiyor ve aybaşında maaşını alıyor. Ama bu işi yapanların öyle bir sistemi yok. Konser olursa ekmek parasını kazanıyorlar. Biz bir konsere gitmek için uçağa biniyoruz; havayolu şirketi para kazanıyor. Araçlar transfer yapıyor; transfer şirketi para kazanıyor. Otele gidiyorsun; turizm sektörü kazanıyor. Konser alanına gelmeden insanlar o civarda yemek yiyip bir şeyler içiyor; işletmeler para kazanıyor. Büfeden bisküvi, su alınıyor; o insanlar para kazanıyor. Sesçisi, ışık tesisatçısı, sahneden sorumlu kişisi, jeneratörcüsü derken o kadar insan para kazanıyor ki bir konserden. Ben bunları konuşurken sanıyor ki insanlar sadece kendisi için konuşuyor. Öyle bir şey yok. Ben sektör için konuşuyorum.

funda-3

Aslında tüm bu iptaller para akışını engelliyor ve sektörel bir darlaşmaya yol açıyor değil mi?

Biz sektör olarak kendimizi dışlanmış ve kötü bir şey yapıyormuşuz gibi hissediyoruz açıkçası. Müzik iyileştiren, yaraları saran bir sanat. Müziğin içerisinde ağıt da var. İnsanlar ağıt yakar ölülerin arkasından. Ben her şey kötü giderken insanlar lay lay lom eğlensin demiyorum. Ama sadece bizim konserlerimiz iptal edilince kötü bir şey yapıyormuşuz algısı oluşuyor insanlarda. Yavaşlatılmış bir repertuvarla insanların yaralarını saracağı, her şey kötü giderken olan bitenden uzaklaşacağı birkaç saat yaşayabilir insanlar.

Tam da şu günlerde yeniden Eurovision’a katılıp yeni bir milli heyecan yaşamak müzik adına güzel olmaz mıydı?

Ülke olarak katılalım tabii ki. Uluslararası tüm festivallerde de yer alalım.

“Tarz değiştirme” gibi bir düşünceniz oldu mu hiç?

Bazen öyle şeyler duyuyorum ki “Aman hep aynı tarz!”. E benim tarzım bu. Bunca yıldır bir çizgi oluşturmuşum, etimle tırnağımla kazımışım. Bir sürü albümler, konserler yapıp tüm yaşantıma dikkat etmişim. İnsanız tabii, hatamız eksiğimiz olmuştur. Ama tarz değişikliği nedir, bunca yıldır yaptığım her şeyi çöpe mi atayım? Ama arada heyecan için farklı projeler yapmak adına bir kredinin olması lazım.

KOMİK BİR TİPLEMEYİ CANLANDIRMAK İSTİYORUM

Sizin var mı denemek istediğiniz projeler?

Bir caz albümü yapmak istiyorum. Kendi albümlerimden, coverlar, arabesk, türkü, alaturka tarzda bu sounda yakışacak şarkılardan oluşacak ucu açık bir proje. Zamanını kolluyorum. Bir tiyatro oyununda komik bir tiplemeyi canlandırmayı çok istiyorum. Müzikal de olabilir. Beni bir komedi oyununda düşünemiyor insanlar.

Konserlerinizin sonunda dinleyicilerinize saatlerce zaman ayırıp tek tek fotoğraf çekiliyorsunuz. Büyük bir özveri bu…

İnsanlar işlerinden feragat edip zaman ayırıp onca yolu sadece beni dinlemek için gelmişken onlarla fotoğraf çekilmemek gibi bir lüksüm olamaz. Belki abartıyorum ama konsere gelen 5000 kişi de fotoğraf çekilmek isterse, çekilirim.

Ekibinizle ilişkileriniz nasıl?

Ekibim kendi seçtiğim ailem gibi. Menajerim kaşımdan gözümden ne istediğimi anlar. Biz her Pazartesi toplanır neyimiz eksik, neyimiz fazla, sosyal medyayla çalışmalarımız ne olabilir, konserlerde nasıl daha iyisini sunabiliriz diye sürekli kafa patlatırız. Amatör ruhumuzu kaybetmeden her albüme ilk albüm gibi hazırlanır, her konseri ilk konserimizdeki kalp çarpıntısıyla yaparız. “Kaç sene geçti, ben oldum artık!” dersen geçmiş olsun. Bitmeye başlarsın.

Oğlunuzdan sonra daha da fitsiniz bence…

Doğumdan önceki kilomdan daha az bir kilodayım. Yıllardır spor yaparım. Sahne sanatçısı olduğum için sesim kadar dış görünüşüme de dikkat etmem gerek. Bir de anne olunca hepsine yetişebilmek için enerjimi hep yukarıda tutmam lazım.

EVLAT, UĞRUNA YAŞAYACAĞIN EN ÖNEMLİ SEBEP

Aras’la ilk kez yaşadığınız ve yeniden hatırladığınız şeyler olmuştur…

Elbette. Evde daha çok vakit geçiriyoruz mesela. Dışarı çıkınca onu da yanımda götürüyorum ki oynasın, alışsın diye. Hayatta uğruna yaşayacağın bir sebebin olması gerekir. Evlat o sebep işte. Bunu anlıyosun. Sonsuz bir manevi mutluluk. Aras’tan sonra daha çok çalışmam ve üretmem gerektiğini anladım. Çünkü onun geleceği söz konusu.

Müzikle arası nasıl, profesyonel olarak ilgilenmesini ister misiniz?

Müzik kulağı çok iyi. Babası bir nota basınca aynı tonu bulmaya çalışıp şarkıya giriyor. Konuştuğumuz gibi sektör içinde zor şeyler yaşıyoruz. Sahi sektör diyoruz ama Türkiye’de Amerika’daki ya da İngiltere’deki gibi bir yapı yok. Herkes kendi şirketleşmiş. Dolayısıyla sektörel anlamda bir kazanç da yok ortada. Müzikle hep ilgilensin isterim ama kalbimden doktor olması geçiyor.

Febyo Taşel sahnede size eşlik ediyor. Funda Arar markasının oluşmasındaki katkısı nedir?

O benim kariyerimdeki en önemli isim! Funda Arar şarkılarını sorsanız “Alagül” diyecekler, “Sevda Yanığı”, “Senden Öğrendim”, “Yak Gel”, “Karaya Vuran Gemiler”, “Camdan Kalp” diyecekler… Onsuz bir kariyeri asla düşünemem. Sahnede onun benle olduğunu bilmek çok büyük bir güven. Febyo, aslında bir mühendis ama müziğe olan yeteneği ve kendini bu alanda geliştirmesi onu bugünlere getirdi.

Stüdyosuna gittiğimde görüyorum; müziğin en iyileri ve pek çok yeni isim aranjör olarak Febyo Taşel’le çalışmak istiyor…

Çok çalışkan biri. Onun hızına yetişemiyorum. Yeni eve taşındık. Mesaiye kaldığı için kafası dalıp eski eve gidiyordu. O derece işkolik.