Radyo fenomeni Nihat Sırdar tam bir klasik tutkunu

Hem sabah hem akşam trafiğinin çok daha keyifli geçmesini sağlayan, Türkiye’nin tartışmasız en çok dinlenen radyo programcısı Nihat Sırdar sektördeki 25. yılını kutluyor. Türkiye’nin her noktasını gezen, yemek yemeyi seven, otomobilleri hayatının vazgeçilmezi olarak gören Nihat Sırdar ile keyifli bir röportaj yaptık ve otomobil tutkusunun ne kadar derin olduğunu gördük. Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Paylaş

Radyocu Nihat Sırdar röportajı Radyo fenomeni Nihar Sırdar

Otostil: Araba sizin için ne demek?

Nihat Sırdar: Araba benim için olmazsa olmazım gibi bir şey. Nasıl diyeyim; hayatta giyinmek gibi yemek yemek gibi bir şey benim için. Çocukken – zannediyorum 4 yaşındayım- Florya’ya kampa gidiyorlar bizimkiler. O zamanlar Florya’da çadır kurup bütün yazı orda geçiriyorsun. 1980’lerin başında bir gün ben yokum, kaybolmuşum. Ailem deli oluyorlar elbette. Florya ayağa kalkıyor, Nihat yok. Ara ara ara yok. Daha sonra bir gidiyorlar ki ben bir tane askeri Jeep’in içinde askerin kucağına oturmuşum “Bu ne? Bu ne?” diye soruyorum. Daha o yaşta benim bir otomobil merakım oluşmuş.

Radyocu Nihat Sırdar röportajı Murat Tosun

Otomobille vakit geçirmekten keyif alıyor musunuz?

Bahçelievler’in adı gibi bahçeli evlerden oluştuğu eski dönemlerde orada oturan eniştemlere giderdik. Onun bir Opel Kadett aracı vardı. Evin yan tarafında üstü kapalı garajı vardı ve o garajda Kadett dururdu; beyaz brandanın altında beyaz Opel Kadett… Hiç unutmuyorum, ben gidip ondan izin alırdım, brandayı kaldırırdım ve arabanın içine girerdim. Abartısız saatlerce arabanın içinde otururdum. Çocuğum yani çalıştırma yok bir şey yok ama ne hayaller e hayaller kurardım.

Arada vites değiştirme hareketleriyle antreman da yapardınız herhalde? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Tabii tabii onları izleyerek öğrenmiştim. Ama mesela şu pedala basınca o vites geçiyor yoksa o vites geçmiyor gibi bazı noktaları da saatlerce oturunca kendi kendime öğrenmiştim. Yani öyle bir çocukluktan gelen bir otomobil merakım var.

Ailede de durum böyle mi?

Bu tamamen bana özgü. Mesela kardeşimin otomobillere merakı sıfırdır. Bendeyse çocukluktan beri ilgi var. Her halde 12 – 13 yaşında falan araba kullanmaya başlamışımdır. Böyle abilerimizin, arkadaşlarımızın arabalarını babalarından kaçırdıkları arabaları kullanırdık.

Var yani sizin de kaçırma hikayeleriniz? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Var tabii ki canım olmaz mı! 15 yaşında iken bizim ailede kimsenin arabası yoktu. Bizim zaten hiç olmadı. Teyzem ilk otomobil alan oldu. Onlar Davutpaşa’da oturuyor biz ise Kocamustafapaşa’da oturuyoruz. Ben sürekli o hat arasında gidip geliyorum. Teyzem 81 model Tofaş Şahin aldı. Ben ilk onu kaçırmaya başladım. Teyzem bize gelirdi ben anahtarı alırdım. Kemik direksiyonlu, deri koltuklu bir otomobildi. Ben o zamanlar Kocamustafapaşa’dan çıkar, dayımlara Gaziosmanpaşa’ya giderdim. O zamanlar böyle trafik olmadığı için rahattım. Bugün düşünüyorum da yaptıklarım gerçekten çok tehlikeymiş ama o an bunu idrak edemiyorsun işte. Bir Pazar akşamı Serdar isimli arkadaşımla yine arabayı kaçırdık. Ama önce şunu belirteyim Kocamustafapaşa ilginç bir havaya sahiptir. İstanbul’a kar yağar, oraya yağmaz. O gün de yine öyle olmuş. Biz çıktık Topkapı’ya geldik ki her tarafta kar yağıyor. Yerler kar; Şahin nasıl kayıyor vızır vızır… Daha 15 yaşındayız hiç karda araba kullanmamışız. Arkadaşımla baktık birbirimize ne yapalım diye düşünmeye başladık. Şimdi yanlış olduğunu bilsem de o zamanki akılla lastiğin havalarını indirelim ki lastik yola daha iyi tutunsun dedik ve lastikleri iyice indirdik. Sonrasında yeniden direksiyon başına geçtim. Korka korka Paşa’ya kadar geri geldim, lastikleri tekrar şişirdim ve hemen arabayı park ettim. Bu arada baktık bizim oraya kar yağmamış 🙂

O halde ilk otomobilinizi de erken almışsınızdır? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

İşte teyzemin aracıyla başlayan otomobil kullanmam 1988 yılında yine teyzemin aldığı Renault Broadway ile devam etti. Hatta o otomobili daha sonra ben ondan satın aldım. Benim ilk aracımsa 1983 model Şahin’dir. Ama Doğan görünümlü Şahin J Farlar Doğan ama araba aslında Şahin. Benden önceki sahibi Fenerbahçeliymiş. Lacivert otomobilin havalandırma ızgaralarını sarı lacivert renge boyamış. Daha o zamandan modifiyeli senin anlayacağın! Ben o aracı satın aldığımda evin önüne geldim park ettim ve gece 2’ye kadar arabanın içinde oturdum. Yani inip eve gidemedim. Tam böyle evin önüne park ettim. Ondan sonra bütün gece camda sürekli arabaya baktım. Yatıyorum kalkıyorum arabaya bakıyorum, yarım saat geçiyor yine ona bakıyorum. O gün sabahı böyle getirdim. Sonrasında ise teyzemden o Broadway’i aldım.

Şahin’den sonra çok farklı gelmiştir Broadway

O Broadway’i kullanmaya başladığımda abartısız sanki bir Mercedes kullanıyor gibi oldum. Bende öyle bir etkisi oldu. O otomobille İstanbul’u çok gezmişliğim vardır. Neredeyse gitmediğim yer kalmadı İstanbul’da onunla. Buna rağmen ona gözüm gibi bakmayı da ihmal etmedim ama. O dönemde boya korumacılar falan yoktu. Ben gidip Aksaray’dan yedek parçacıdan cilayı alıp kendim yapardım. Yani 1 gün boyunca kollarım kopardı ama cila işi bittiğinde tablo gibi olurdu. Şahin’e de yapmışlığım vardır. Bizim zamanımızda bu hastalık yani aracına iyi bakma vardı. Biz o zaman anlamazdık abiler babalar onlar ilgilenmezler ama çocuk ver arabayı yıkayayım falan diye heves ederlerdi.

Şimdi var mı o hastalık? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Kalmadı 🙂 Ben de abilerimiz gibi oldum 🙂 Ama sebebi zamansızlık ve hayattaki diğer dertler. Onların da o zamanlar neden öyle araçlarıyla ilgilenmediğini, her şeyi çocukların yaptığını şimdi anlıyorum.

http://www.showradyo.com.tr/

Okul çağlarında otomobil ilgisi devam etti mi?

Ben lisedeyken staj için Bosch’un Topkapı’daki tesislerine gittim. Orada iki farlı bölüm vardı staj için. Beni ilk başta atelyeye almışlardı ama sonra ofise geçtim. Fakat atelyedeki aletleri görünce aklım orda kaldı ve sürekli oraya inmeye başladım. O dönem orada İstanbul’daki tek test aletleri vardı. Türkiye’deki en özel otomobiller oraya gelirdi. O nedenle ilgim hiç azalmadan lise çağında artarak devam etti. Düşünsenize 1990’lı yıllar Onna Usta geliyor, Serdar Bostancı geliyordu ki Serdar Bostancı sürekli ordaydı. BMW’ler Mercedes’ler hepsi orda test edilirdi. Ben hep sürekli oranın sorumlusu Kadir abinin yanındayım. Ben oradan hiç ayrılmadım, Kadir abiden çok şey öğrendim. Benim için çok büyük şanstı. O sayede ne arabalara bindim ben.

Aynı zamanda klasik otomobillere de merakınız var. Bu tutku o zamanlardan kalma mı yoksa sonradan mı gelişti?

Burada bizimle olan bir abimiz var; adı Şeref. Kendisi bana klasik tutkusunu aşılayan insandır. Aslen onunla mahalleden tanışırız. Karşı komşumuzdur. Ben onların evinde, elinde büyüdüm. Şeref abinin 56 model Chevrolet Belair arabası vardı; bordo-beyaz. Ben otomobil kullanmayı işte o Belair’da ve Şeref abi sayesinde öğrendim. Florya’da eskiden bir boş alan vardı. Orda direksiyon başına geçe geçe kullanmayı öğrendim. Elbette birçok kez vitesi karıştırmışlığım sonra gidip kaputu açıp çözmüşlüğüm falan da vardır yani. Dolasıyla Şeref abinin Chevrolet’sinde araba kullanmayı öğrendim. Ve ilk klasiğe orda merakım oldu. İlk araba o olunca da merakınız artıyor. Hatta Şeref abi arabayı satıyordu o zaman ama paramız yetmediği için alamamıştık. Sonra aradan yıllar geçti biz şu anki ofisi aldık. Şeref abi de emekli oldu ve bizimle birlikte olmaya başladı. Sonrasında internette araştırmalar yapmaya başladım. Acaba alabilir miyim, kaç paradır vb gibi düşüncelerin içindeyken birden bir klasik Impala almaya karar verdim.

Şanslıymışsınız ki bulmuşsunuz istediğiniz aracı. Şimdi olsa işiniz zor olurdu

15 yıl önceydi bu anlattığım olay… Antalya’da bir Impala buldum. Antalya’daki arkadaşlarımı gönderdim, ben hiç arabayı görmedim. Gittiler arabaya baktılar güzel dediler ben de satın aldım. Şimdi olsa gerçekten bulmam mümkün olmazdı sanırım. Bulsam da fiyatları aşırı yüksek olurdu.

Asıl macera aldıktan sonra başlar klasiklerde ama!

Evet haklısınız. Arabayı aldım ama camiayı bilmiyorum. Bir tek iyi tanıdığım Erbakan Malkoç var. Ona emanet ettim otomobili o da sağ olsun döşemesini yeniledi. O zaman Erbakan’nın yeri Avcılar’daydı. Ben onun yanına gidip aracı teslim aldım ve Paşa’ya dönüyorum. Ama Sefaköy’e geldiğimde birden motor bozuldu. Hemen sanayiye çektim arabayı. Bir usta geldi, hortumla benzini bir çekti e “ Bu 95 oktan” dedi. Adam benzini tadından anladı. O zamanlar böle ustalar vardı. Neyse ki sorun önemsizdi de hemen yola koyulabildim. O dönem yaşadığım bu olay başta olmak üzere bu süreçte yaşadıklarımı radyoda anlatmaya başladım. İşte böyle böyle klasik sahibi oldum. Impala siyah ve 63 modeldi.

Klasik otomobil kulübüne de üyesiniz bildiğim kadarıyla değil mi?

Bir vakit sonra abi irtibat kurdu ismi Cüneyt idi. Onun vesilesiyle ben ilk İKOD (İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği) ile tanıştım. Hatta tam dernekleşmemişlerdi. Böyle kendi aralarında buluşuyorlardı. Zeytinburnu’nun arkasındaki sanayi sitesinde Cemal ustanın yerinde buluşuyorlardı. Orda bir ofis tutmuşlar hafta sonları hepsi ordalar. Bende gidip gelmeye başladım ve oradaki iyi insanları çok sevdim. Hepsinin ya çocukluğu o arabalarla geçmiş ya da babası dolmuşçuluk yapmış o yüzden meraklılar. Sonra ben de derneğe üye oldum. Onlar vasıtası ile gidip gelmeye başladım. Sonra 63’ü sattım.

Sizin “Babalık” da dernek sayesinde alındı değil mi?

Derneğe gelen bir tane 62 model Impala var. Hepimiz aynı garaja araçlarımızı bıraktığımız için zaten o otomobili biliyordum ama cesaret edemiyorum gidip “Abi arabayı satıyor musun?” demeye. Çünkü bu ayıp olurdu. Ancak o derse “Arkadaşlar ben aracımı satıyorum” derse gidip konuşursun. Sonra bu aracı tanıdığım ve İstanbul’daki tüm kasapların kemiklerini toplayan Kemikçi Ali abide gördüm. Gittim hemen “Ali abi bu arabayı almak istiyorum” dedim. O da bana anlayış gösterdi ve aracı aldığı fiyatı ve yaptığı masrafı söyledi. Ben de üstüne bir miktar daha vererek şimdi halen sahibi olduğum 62 model Impala’ma kavuştum. Bu araca “Babalık” adı takıldı ve herkes onu öyle biliyor.

O sıralar iyi para kazanıyor musunuz? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Ben Impala’yı kredi ile aldım. Aydan aya ödedim. İş nedeniyle Amerika’ya gittiğim için her gittiğimde araca lazım olan parçaları getirmeye başladım ve sonunda da Türkiye’deki en düzgün 62’lerden birinin sahibi oldum. Aracımın her şeyine önem veririm. Kışın çıkarmam mesela.

Zaten sosyal bir insansınız, bu klasik tutkusuyla daha da sosyalleşmişsinizdir

Dernek giderek büyüdüğü için buluşmalar ve geziler olmaya başladı. Ben de mümkün olduğunca katılmaya gayret gösteriyorum.

Klasik tutkusu geçmez derler. Var mı yeni bir klasik adayı?

Şimdi boyut atladım ve 82 model 0302 Otomarsan otobüs toplamaya başladım. 1982 yılında 0302 Türkiye’de tekti. Benim asıl niyetim bir Leyland otobüs toplamaktı. Hatta bu konu hakkında uzun uzun araştırmalar yaptım. İETT’nın yarım otomatik Leyland’ları vardı arkası havuzu alçak olan. En son Mecidiyeköy – Yenikapı hattında çalışıyordu. Ben o zamanlar bindiğimi hatırlıyorum. Yaz tatillerinde gümrük komisyoncusunun yanında çalışırdım Mecidiyeköy’de ona biner gider-gelirdim. Ben en son orda gördüm. Bu otobüsü almak için tarihini araştırdım. Aslen bu otobüsler Londra’da üretilmiş ve sadece İstanbul için üretildiğinden dünya da eşi benzeri olmayan araçlar. Toplamda da galiba 150 tane üretilmişti. Karayoluyla İstanbul’a gelmişler ve hatta gelirken yolda kaybolup farklı ülkelere bile gitmişler. Ciddi bir araştırma yaptım dediğim gibi bu otobüsü bulmak için. Ama gel gör ki İETT bu otobüsleri hurdaya çıkarmış, Yedikule gazhanenin oraya atmışlar. Bir süre sonra da orda çürüdükleri için de sonra Eskişehir Tülomsaş’a göndermişler ve geri dönüştürmüşler.

Niyet Leyland iken Otomarsan’a dönüş zorunlu oldu yani?

Leyland bulamayacağımı anlamıştım artık. O sıralar Gökhan Oruçoğlu isimli abimle konuşuyordum. O da otobüs hastasıdır. Bilmeyenler belki anlamaz ama Impala kullanmak çok keyiflidir, Ferrari kullanmak ayrı bir keyiftir fakat otobüs kullanmak bambaşka bir duygudur. Bir kez otobüs kullanmayan bu duyguyu bilmez. Bu nedenle otobüs kullanmayı çok severim. Zaten ehliyetim de var ve kendi canlı yayın otobüsümüzü de çok kez ben kullandım.

Gökhan abiyle böyle bir niyeti olduğun konuşurken alalım mı dedik ve ertesi gün hemen bir tane otobüs bulup aldık. Bu kez istediğimiz otobüsü Aydın’da bulduk.

Onun toplama işleri nasıl gidiyor?

Benim dinleyicim Ahmet Cambaz isimli Bursa’da sadece eski otobüsleri toplayan bir usta var. Has Otomotiv’in Hatay’da bir müzesi var o müzede ki bütün otobüsleri Ahmet usta toplamış. Hepsi yeni gibi, gittim kendim de gördüm. Bu otobüsleri görünce hemen Ahmet usta ile irtibata geçtim ve şimdi de bizim otobüsün işlemleri yapılıyor. Şimdi 1 veya 1.5 aylık işi kaldı.

Her şey orijinal mi olacak? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Aracın dış tasarımı tamamen aslına sadık kalınarak hazırlandı. Ancak içinde bir takım yeniliklere gittik. Örneğin koltukları 2+1 düzeninde yaptık ki daha rahat edilsin. Ama koltuk döşemeleri orijinal kumaşlar kullanılarak yapıldı. Kliması eski yerine yeni bir ürünle özel olarak yapıldı.

Otobüs kullanmak nerden çıktı peki?

Bizim canlı yayın otobüsümüzü kullanan Yalçın Baturünlü nam-ı diğer Yumurta Topuk Yalçın Abi’den öğrendim ben otobüs kullanmayı. 15 yaşında kamyonun üstüne çıkmış -biz ayrıldığımızda 65-70 yaşındaydı- hiç inmemiş Tokat &Almanya hattında çalışmış bir adamdır.

Otobüs bitikten sonra hedef ne?

Biz bu otobüsle gezeceğiz. Canlı yayın falan için bizzat kendimiz için yapıyoruz bu aracı. Gökhan abiyle birlikte cümbür cemaat doluşup içine gezmek istiyoruz. Bu nedenle koltukları da daha rahat yaptırdık zaten. Şanslıyım ki dinleyicilerim sayesinde de çoğu konuyu zahmetsizce hallettik. Mesela motoru Bursa’da Harun isimli bir usta yapıyor ki kendisi resmen 0302’nin motorunda doğmuş ve büyümüş. Orijinal su yosunu yeşili boyamasına kadar hepsini yapıyorlar.

İlk yolculuk nereye olacak?

İlk yolculuğumuz Edirne’ye olacak. Edirne2de ciğer yemeye gideceğiz. Otobüsün toplam kapasitesi 32 kişi olacak, o yüzden ailecek gidebileceğiz.

Kalabalığı seviyorsunuz galiba? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Ben kalabalığı severim. Arkadaşlarla dostlarla sohbeti muhabbeti severim ben. Eskiden beri böyleydim. Dostlarla muhabbet etmeyi severim, gece öyle gezip tozmalar bana göre değil.

Otomobilde Alman mı yoksa Amerikancı mısınız?

Ben Alman teknolojisini Amerikan teknolojisine tercih ederim. Bana göre otomobilde lider Almanlardır. Onların çözüm odaklı yapıları Amerikan markalarından daha ilerde. Ama Amerikanların kalbimdeki yeri tartışılmaz.

Günlük hayatta kullandığın otomobiliniz nedir?

Biz şirket olarak DRD ile çalışıyoruz. Dolasıyla ben artık araba satın almıyorum. Türkiye’deki şartlar malum zaten istediğimiz arabaları almamız bu vergilerle mümkün değil. Şu an Range Rover’a biniyorum ama onu almam mümkün olmadığı için kiralamak çok daha kolay.

Range Rover özel bir tercih mi yoksa büyük otomobil mi seviyorsunuz?

Ben büyük SUV ve büyük araba seviyorum. Yerden yüksek olmak da önemli. Mesela ben minibüs kullanırken de çok mutluyumdur. Yani yüksekte olduğum için yolu gördüğüm için kendimi güvende hissediyorum. Aslında otomobillerde öyle kesin kuralları yoktur. Mesela ben yıllarca Ford Mondeo kullandım. Yani 3 kasa eskittim. Benim ilk sıfır aracım da 1998 model Mondeo’dur. 2002 yılında da aracımı o dönemki yeni kasayla değiştirdim. Ama aracın o standart halini değiştirmek istedim. Sağ olsunlar o zaman Ford’daki dostlarımız Mondeo’nun ST isimli versiyonunun gövde kitini getirdiler ve aracım bambaşka bir hale geldi.

Daha sonra ise bir SUV satın almaya kadar verdim ve o dönem Ford’un SUV’u olmadığı için tercihimi Volkswagen Touareg’den yana kullandım.

Sedandan sonra çok farklı gelmiştir SUV kullanmak değil mi? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Ford Mondeo gibi sportif ve konforlu bir modelden sonra Touareg gerekten çok farklı geldi. Buna karşılık o aracın konforunu yıllar geçse de unutamam. Ayrıca Touareg benim bir kazada hayatımı kurtardığı için bende yeri ayrıdır.

Çok ciddi bir kaza anlaşılan. Nasıl oldu? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

İstinye Park’ın önü 2 şerittir. Orada ben dururken bir araç geldi ve bana son hızla çarptı. O aracın tamamen hurdaya ayrıldı. Ben şanslıydım ki o araçtan yara almadan çıktım ve Touareg hayatımı kurtardı. Zaten o araba da satın aldığım son araçtı. Sonrasında hep kiralamaya başladım.

Amerika’daki yayıncılık fuarına her yıl gidiyorsunuz. Amerika izlenimleriniz nasıl? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Yayıncılık fuarı çok güzel bir fuardır. Biz her sene gidiyoruz. Gittiğimizde orada Türk çocuklar geldi. Çocuk bir tane BMW 5.50 ile geldi. Burada ufak motor çok nadir bulunuyor dedi. Ben Amerika’da BMW 3.50 bile gördüm. Oraya fuara gitmiş olsak da otomotiv endüstrisini inceleme fırsatı da buldum. Örneğin orada yıllık 0.58 faizle araç alabiliyorsunuz. Biz burada aylık daha fazla faiz veriyoruz. İşe bu ve benzeri nedenler beni satın almak yerine kiralama yapmaya yöneltti.

Başladığın günden bugüne radyoculuk nasıl? Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Başladığım gün şöyle iyiydi. Bir sürü istasyon vardı ama yine de dinleyeceğin birilerini buluyordun. Konuşan, sohbet eden birileri vardı ama şimdi öyle bir şey yok. Bütün radyocular format radyo diye bir şey uydurmuşlar sadece müzik çalıyorlar. Eskiden çok program yapanlar vardı ama birçok radyocuda aslında radyocu değildi. Ama ben en başından radyoculuk diye başladım bu işe. Benim hiçbir zaman televizyon hedefim olmadı, hiçbir zaman sahne adamı olayım gibi bir hedefim olmadı. Onlar hep bana geldi ben de işimi iyi yaptım. Mithat Bereket’in yıllar önce bana söylediği bir söz var “Sen işini doğru yap senin ne istediğin ne varsa gelir. Para mı gelir. Sen yeter ki kendi işini iyi yap”

Radyocu Nihat Sırdar röportajı

Paylaş