Bırakıp gidesim var

Yeni yıl size yeni umutlar getirdi mi? Maalesef bana karamsarlıktan başka bir hediye getirmedi.

PAYLAŞ

Öyle günler yaşıyoruz ki inanın içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Sadece ayaklarımı uzatıp bütün gün boş boş oturasım var…

Neden mi; çünkü iş yok!

Evet bizim sektörde iş yok…

Diyeceksiniz ki hangi sektörde var! Kısmen doğru ama emin olun hiçbir sektör bizimki kadar bu ekonomik darboğazdan etkilenmedi.

Biliyorsunuz geçen yıl yaşanan döviz kuru artışı nedeniyle baskı ücretleri ciddi biçimde arttı. Matbaalar artan giderlerini yayıncılara fatura etmeye çalışınca ortaya saçma sapan dergi basım ücretleri çıktı. Örneğin 10 liraya satılan derginin basım ücreti 13-14 TL oluverdi. Buna bir de dağıtım parası ve ortalama %50 iadeyi de ekleyince dergi basmanın da bir anlamı kalmadı.

Elbette bu okurların pek umurunda değil. Onlar parayı verip dergiyi almaya bakıyor. Kısmen haklılar da… Ancak ne yazık ki ülkemizde bir türlü dergi satış adetleri eski günlere dönemiyor. Elbette burada dağıtım firmalarının suçu çok büyük. Eskiden sattıkları dergi başına komisyon aldıkları için satışları artırmak için çaba gösteriyorlardı ancak artık dağıtım ücretini peşin aldıkları için satılmış satılmamış pek de umurlarında değil. Zaten bunun da en son örneğini yılların dağıtım firması Yaysat’ın kapanmasıyla gördük. Bundan sonraki süreçte emin olun dergilerin durumu daha da kötüye gidecek.

Çünkü diğer iki dağıtım firmasının bu işin altından kalkmaları çok zor. Artan maliyetleri de düşününce eski sisteme yani iki tarafın da elini taşın altına koyduğu sisteme geri dönmedikçe dergicilik yavaş yavaş ölecek demektir.

İşin bir de matbaa boyutu var. Ülkemizde artık matbaacılık da durma noktasında. Kağıtların hepsinin ithal olması büyük sıkıntı. Her seferinde maliyetler kur nedeniyle değişiyor. Ayrıca matbaalar genel giderlerini yayıncılara pay ettikleri için istedikleri işçilik ücreti de yükseldi. Bunu şöyle açıklayayım:

Eskiden bir matbaanın 10 yayın basıp 5 kişi çalıştırdığını ve aylık ortalama maaş, SGK, faturalar vs gibi kalemleri de ekleyip 50 bin TL’lik kağıt hariç gideri olduğunu düşünelim. Günümüzde basılan yayın sayısının ise 5’e indiğini ve giderleri de düşen elektrik faturası vs’yi düşünüp 40 bin TL olduğunu varsayalım.

Önceden yayıncıdan ortalama bir iş için 5 bin TL işçilik alması yeterliyken artık 8 bin TL alması gerekiyor ki başabaş gelsin. İşte bu yüzden de matbaa fiyatları yükseldi.

Bir diğer nokta da elbette reklamların azalması. Kimse kusura bakmasın ama otomotiv firmaları bu dünyadaki herhalde en nankör reklam verenlerdir. Çünkü satışlar yüksek olduğunda nasılsa satıyoruz diyerek reklam bütçelerini kısarlar, satışlar düşük olduğunda da zaten satmıyoruz-zarar ediyoruz diyerek yine reklam bütçelerini kısarlar. İşte böyle bir durum şu anda yaşanıyor. Satışlar azaldığı içi reklam bütçeleri adeta kuş oldu. Bu nedenle de bu yıl reklam konusunda otomotiv basınının sıkıntı yaşayacağı aşikar.

Bir de işin bizim gazeteciler boyutu var ki onu sormayın gitsin!

Hep söylediğim gibi medyanın herhalde en kalleş dalı otomotiv basınıdır. Herkes birbirini çok iyi tanır ama herkes de birbirinin kuyusunu kazar.

Bugün bir yayın bir marka ile proje yapmak istese emin olun o projenin gerçekleşme ihtimali sıfıra yakındır. Çünkü ilk olarak dediğim gibi bütçe yok denilecektir. Ancak bunun dışında asıl önemli olan konu o projenin yapıldığını düşünelim, sonrasında firmanın yetkilisinin susmak bilmeyecek telefonu olacaktır.

Hemen diğer yayınlar neden bizimle proje yapmadın, biz daha iyisini yapardık gibi cümlelerle o şirket yetkilisinin anasından emdiği sütü burnundan getirecektir.

İşte bu noktada ne yazık ki yetkili kişi de o kişileri kırmamak için taviz vereceği için sonuç hiçbir projenin yapılmaması olacaktır. Halbuki o yetkili “ Bana ne kardeşim onlar bu işi senden önce getirdi. Sen getirseydin senin projeni onaylardım” veya “ Onların bütçesi bizim için uygundu” gibi olması gereken cümleleri kurmadığı için firma yetkilileri zor durumda kalıyor, sektördekiler de sözde arkadaşlarının kuyusunu kazıyor. Çünkü o yetkiliyle yapılan konuşmada geçen cümleler istisnasız şöyle oluyor: “ Ya onunla bu iş yapılır mı! Onun dergisi basılmıyor bile. Bizim dergimiz her ay 30 bin basılıyor. Bizim internet  sitemizi günde 50 bin kişi ziyaret ediyor. Benim dergimi her ay 300 bin kişi indiriyor…” bu ve bunun gibi saçma sapan söylemleri uzatmak mümkün…

Arkadaşlar şunu açıkça belirteyim ki bu sektörde değil 30 bin günümüzde 10 bin adetlik baskı bile mucize. Çünkü matbaa ve dağıtım ücretleri ve satıştan elde edilen gelir belli. Bunun dışında sadece bazen büyük gruplardaki dergiler baskı adetlerini yüksek tutuyordu ama eminim onlar da iyice azaltmıştır. Zira Yaysat kapanmadan önce biz otostil’de onların en çok bilinenlerden birisini hem baskı hem de satış adedi olarak geçmeye başlamıştık.

Bunun dışında bir de sektördeki ağır abilerimiz var. Onlar 20-30 yıldır bu işin içinde olup aslında bu sektörün bu hale gelmesinin ana nedenleri. Çünkü herkesle kavgalılar. Yahu neyi paylaşamıyorsunuz söyleyin de bilelim! Diyecekler ki o benim hakkımda şöyle şöyle dedi, bu şöyle yaptı vs… Halbuki kendileri de uzun yıllardır hep yalan söyleyip işlerini sürdürüyorlar. Eğer bana kızıyorlarsa önüme son 2 yılın dağıtım raporlarını ve internet sitelerinin analitik verilerini koysunlar da ak popo kara popo ortaya çıksın! Ama bunu yapamazlar.

Ben açıkça söyleyebilirim ki gereksiz yere dergiyi o kadar süre basıp dağıtmışım. Çünkü adeta bir hayale kapılarak Robin Hood’luk yapmışım. Ama artık tövbe… Reklam varsa dergiyi basarım yoksa basmam, bu kadar netim. İsteyense her zaman Turkcell Dergilik kanalıyla dergiye ulaşabilir.

Ben bu sektöre 13 yıl önce dahil oldum. Bu zaman içinde farklı farklı yerlerde çalıştım ve mümkün mertebe herkesten bir şey öğrendim. Ama gördüm ki ne yazık ki böylesine önemli bir sektörde her şey kurumsallıktan ve profesyonellikten uzak bir şekilde ilerliyor. Ben o kadar uğraştım ama sonuçta elbette bir şey değiştiremedim. Bu nedenle de ben değiştim. Artık ben de yalan söylüyorum; hem de ölümüne söylüyorum. Çünkü doğru olmak bir halta yaramadı.

Örneğin bu ay dergiyi basmadım. Aslında basamadım. Çünkü ne ilan vardı ne de medya planlama şirketleri ödemeleri yaptı. Hazıra da dağ dayanmıyor! Demek ki bundan sonra daha akıllı davranmak lazım; işte o yüzden ilan gelirse ve keyfim yeterse dergiyi basacağım. Gördüğünüz gibi iyice şımardım 🙂

Bu konuda hakkını yemememiz gerekenler de var elbette. Bahsettiğim gibi davranmayan şirket yöneticileri, bu tarz yalanlara kanmayan –az da olsa- üst düzey yetkililer elbette var. Hatta yalana başvurmayıp biz basmıyoruz deme cesaretini gösteren Auto Motor & Sport gibi yayınlar da var.

Diyorum ya bu yazı pek çok kişinin hoşuna gitmeyecektir ama beni susturmanın yolu basit: Ya herkes işine gücüne bakıp yalanı bırakacak ya da önüme son 2 yılın dağıtım raporlarını ve internet sitelerinin Google Analitik verilerini koyacak.

Ee ne dersiniz; var mı bunu yapacak öyle babayiğit!

Bence yok, o yüzden bazen susmak en iyisi…

Mert Duran

mert@otostil.com

PAYLAŞ