Tam bir Akdeniz kadını: Ziynet Sali

PAYLAŞ

Güzelliği, zarafeti ve romantik ruhu ile tam bir Akdeniz kadını o. İçimizi ısıtan şahane sesiyle yıllardır bize en güzel aşk şarkılarını söylüyor. Tabii ki Ziynet Sali’den bahsediyorum. Kendisiyle 11 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde vereceği “Aşk Çeşmesi” isimli konseri ve geçtiğimiz günlerde klibi çıkan yeni şarkısı “Bir Melekten Hediye”nin detaylarını konuşmak üzere Shangri-La Bosphorus, İstanbul’da bir araya geldik. İnanılmaz eğlendik, çok güldük, biraz da dertleştik. İşte tüm samimiyetiyle Ziynet Sali’nin OtoStil okuyucularına özel paylaştıkları…
Nasıl değerlendiriyorsunuz bu soğuk günleri?
11 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde konserim var. İsmi “Aşk Çeşmesi”. Yazın Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda konserimiz çok güzel geçmişti. Bu kez onun da üstüne katmak için çalışıyoruz. Konser için sürpriz bir dekor hazırlandı. Aşkın zamanı olmadığı için repertuvarda zamansız aşk şarkılarına yer verdik. Kendi şarkılarım da var. Ayrıca “Bir Melekten Hediye”yi de ilk kez bu konserde canlı canlı sevgili Behzat Gerçeker’in piyanosu eşliğinde söyleyeceğim. Sen de sevgilini alıp gelirsin inşallah J
Mutlaka geleceğiz. Yeni şarkınız “Bir Melekten Hediye” hayırlı olsun. Hikayesi nedir?
Çok teşekkürler. Bu “Bir Melekten Hediye”nin ilk röportajı. Eminim çok uğur getireceksin bana. Bursa’dan konser dönüşü sırasında şarkı geldi. O an çok duygusal hissediyordum. Dinlediğim an vuruldum şarkıya ve hemen söylemeliyim diye düşündüm. Sözleri Günay Çoban’a müziği Bülent Özdemir’e ait. Sıcacık bir aşk şarkısı. Enbe Orkestrası & Behzat Gerçeker ile ortak çalışma olarak yaptık. Fotoğrafları ve klibi Nihat Odabaşı çekti.

NİHAT ODABAŞI’NIN OBJEKTİFİ KARŞISINDA HER KADIN KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDİYOR

Nihat Odabaşı ile yeniden çalışmaya başlamanız ne güzel olmuş…
İki yıl aradan sonra tekrar çalışıyoruz. Nihat’ı özlediğim doğrudur. Ben onun manevi yönünü çok seviyorum. “Sonsuz Ol” albümünün fotoğrafları için Kıbrıs’a çekime gitmiştik. Hava yağmurlu olduğu için otel odasında duvarın önünde fotoğraf çekmeyi kendisine yediremeyip çok üzülmüştü. “Yanabiliriz” klibini de tek başıma ben bu klibi çekeceğim deyip bütün gün omzunda kamerayla çekti. İlk tanışmamız manen güçlüydü. Kişiliğimi ve şarkılarımı seven biriydi. Önceden daha Jennifer Lopez’e benzerliğiyle ön planda olan bir kadın varken “Her Şey Güzel Olacak” klibinde bana dokunuşuyla bir değişim yarattı. Sıfır makyaj ve saç, bir kazak, bir hırkayla çekilmişti hatırlarsan. İlk kez güzellik kaygım olmadı. Nihat’ın objektifi karşısında bence her kadın makyajsız bile olsa çok güvende hissediyor. Sonrasında “Deli”, “Naparsan Yap” ve en son “Bugün Adım Leyla” klibini Atina’da çekmiştik. Çok üst üste iş yaptık. Şimdi “Bir Melekten Hediye”yi çekti. İlk uçaklı klibim.
Uçakta klip Türkiye’de bir ilk galiba?
Özel bir uçak zaten. Sadece bizim çekim yaptığımız gün buradaydı. Sonrasında Uzak Doğu’ya gidecekti ve birkaç ay beklemek zorunda kalacaktık. Nihat bunu öğrenince hızlıca her şeyi organize etti ve bir gün boyunca sadece o görüntüleri alabilmek için çekim yaptık. Diğer bölümler için bir gün daha ayrıca çekim yaptık.
Son klipte uçaktasınız ama daha önceki kliplerinizin pek çoğunda araba vardı değil mi?
“Favori Aşkım” klibinde Biscolata erkekleriyle benzinlikte çektiğimiz klipte araba vardı. Ozan Doğulu ile beraber “Sen Mutlu Ol” klibimizde 68 model Chevrolet, “Beş Çayı” klibimde 50 model bir araba vardı. Murad Küçük ile çektiğimiz “Bizde Böyle” klibimde 6 antika araba birden yer aldı. O klipte yönetmenimiz Murad Küçük’de kendi antika arabasıyla rol almıştı. “Senin Olsun” klibimde kendi arabam var. Araba her zaman kliplerimde var yani. Çok iyi bir aksesuar görseller için.
ÜLKEMİN HER KARIŞ TOPRAĞINA HUZURLA GİDİP GELEBİLELİM
Şimdi kapının önüne bir araba gelse ve sizi hayal ettiğiniz bir yere götürse bu yer neresi olurdu?
Dünya’nın içinde bulunduğu gergin bir ortam var. Hangi ülkeye gidersem gideyim kendi ülkemde huzur olmadığı sürece bir anlamı yok. Yeter ki ülkemde huzur olsun ve ülkemin her karış toprağına huzurla gidip gelebilelim.
En yakın arkadaşınız arabanız olsa mesela…
İlk kullandığım arabam Renault 9’du. Babamın kullandığı, İngiltere’den Kıbrıs’a geldiğimiz ve oradaki bütün eşyalarımızı topladığı Van tipinde bir aracımız vardı. İçine doldururdu bizi denize giderdik. Nasıl bir araba derseniz, daha çok konforlu ve güvenli arabaları tercih ederim. Dostluklarımda öyle. Güven çok önemli. Güven veren her şeyi dostuma benzetebilirim.
Kıbrıs’ta araba kullanıyor musunuz?
Kıbrıs’ta kullanıyorum. Direksiyon sağda.
Peki İstanbul’da?
İstanbul’da hiç kullanmıyorum. Ehliyetimi 18 yaşımda aldım. Pratik yapmadan İstanbul’a geldim ve çok iyi bir şoför değilim. Bir de İstanbul’da kural dışı kullanım çok fazla. Her an nereden hangi aracın çıkacağı belli değil. Yol verme değil yol alma var, ani çıkışlar var İstanbul trafiğinde. Kıbrıs bu konuda daha kuralcı, o yüzden Kıbrıs’ta araba kullanmak daha kolay. İstanbul trafiğinde erkekler daha kontrollü ve atak olabiliyorlar. Araba kullanmak maskülen bir durumdur. Kadına da çok yakışıyor.
İŞ YOĞUNLUĞUNDAN BIRAKIN GEZMEYİ, GEZMEK NEDİR ONU BİLE UNUTTUM
Erkek için arabası artı mıdır?
Erkek ya da kadın için fark etmez. İyi ve güvenli bir araba her zaman artıdır. İyi bir ev ya da bisiklet gibi. Ama şehir trafiğinde küçük arabalar her zaman daha çok artıya sahip. Hem yakıt tasarrufu sağlamak, hem park etmesi daha kolay ve pratik olduğu için. Ama bir başka anlayış da tabii ki var. Lüks araca binmek ihtiyaç dışında ekonomik durum göstergesi de olabiliyor kimilerine göre. Hani “Vay bee… arabasına bak!” desinler diye hahahaha J Bu durumu bazıları artı olarak görebilir.
Siz kız kıza araba partisi yapıyor musunuz?
O da ne… Araba partisi diye bir şey mi varmış? Hiç bilmem ama kız arkadaşlarımla şöyle bir Boğaz turu yapmışlığım vardır eski zamanlarda. Artık iş yoğunluğundan ötürü bırakın kızlarla gezmeyi, gezmek nedir onu bile unuttuk yahu hahahaha J
Eski şarkılarınızdan birine rastlayınca radyoda ne hissediyorsunuz? Mesela “Mor Yıllar” çalıyor olsun şimdi…
Duruyorum sanki ilk defa duyuyor gibi. Eskilere özellikle daha bir içim giderek dururum. İlk yola çıktığım şarkılarım daha bir manidar olabiliyor.
Uzun yolda neler dinliyorsunuz?
Yabancı ya da lounge, chill out, jazz parçalar favorim. Zaplamayı seviyorum radyolarda. Kendi meslektaşlarımın da neler okuduğuna bakıyorum. Tercihen daha enstrümantal, voyage.
BRUNO MARS’A YAKIN BİR YERDE DURUYORUM

Nerelerden nerelere geldiniz. Kendinizle gurur duyuyor musunuz?
Tabii ki… 16 yaşımdan beri şarkı söylüyorum. Konservatuar yıllarında da söylemeyi sürdürdüm. Kıbrıs’ta TRT korosundaydım. Yine Kıbrıs’ta bir otelin lobisinde şarkılar söyledim. İstanbul’da okul yıllarım hep şarkı söylemekle geçti. Taksim’de bir otel lobisinde İngilizce şarkılar söyledim. Yine Taksim’de öğrencilerin gittiği bir barda (Ted Club) şarkılar söyledim. Fenerbahçe, Harbiye Orduevi gibi yerlerde yıllarca çalıştım. Sonrasında 6 sene Grek müzik yaptığım mekanlar var. Bu uzun bir maraton. İpi göğüslemek yok bu maratonda, hep çalışacaksınız ve hep koşacaksınız. Geldiğim yer evet güzel ama durmak yok hep devam J
Mesela Bruno Mars bir şarkınızı duyup paylaştı diyelim. Ona müzik tarzınızı nasıl anlatırdınız?
Baktığınız zaman popüler kültür adı altında bir şeyler yapıyoruz. Hem popülaritesi olan hem de tüketimi hızlı olan. Ben işin o tarafında olmayıp müzisyen kimliğimle daha dünya müziğine hakim olabilecek bir müzisyenim. Yorumcu demiyorum. Türk müziği gırtlağım ve belirli bir aralığım var. Bir zenci gırtlağım yok ama benim de Allah vergisi farklı bir hançerim olduğunu söylerler. Kendime hep dürüstüm. Eksiklerimi de artılarımı da ölçüp tartan, bu yaşıma kadar tecrübelerimle edindiğim müzikal olgunluğumla kendimi etnik müziğe hakim ama yeniliğe açık ve dünya sound’larının içinde olabilecek ama daha çok akustik müziği savunan bir müzisyen olarak anlatmak isterim. Bruno’ya yakın bir yerde durduğumu söylerdim. Reggaeton’ları çok sevdiğimi. (Reggaeton 2000’li yılların başlarında doğmuş bir müzik türüdür. Orta Amerika ve Karayip müziklerinin ritimleriyle, hip-hop türünden etkilenerek ragga’dan türemiştir.)
Her zamanki gibi fazla mütevazisiniz. Sahne şovları yaparken canlı performansınızda sesiniz hiç etkilenmiyor farkında mısınız?
Teşekkür ederim. Hoplayıp zıplarken bile ses tonu etkilenebiliyor. Gerek konserlerde gerekse TV programlarında. Ama ben müzikal olmayı, o tarz ortamlarda şarkı söyleyip tiyatral ortamlarda olmayı hep istemişimdir. Belki o yüzdendir.
Sürekli üretimde olan çok başarılı bir sanatçısınız. Sırada ne var?
Yeni albüm için şarkılar toplamaya başladım. 2017’de çıkması için üstüne çalıştığım hali hazırda bir proje var. Herkesin bildiği “I Need Your Love”u yapan DJ Costi ile hem İngilizce hem Türkçe 2 şarkıdan oluşan sıfır bir proje. Bir tanesi Reggaeton. 2 versiyonun klibi de olacak. Doğan Müzik’ten çıkacak. Ayrıca Doğan Müzik’in anlaşmalı olduğu 40 ülkeden de aynı anda çıkacak. Amerika’yı yeniden keşfedeceğim, Türk Beyonce ben olacağım diye büyük cümleler kurmuyorum. Yapmak istediğim bir çalışmaydı kariyerimde. Zaten Costi ile konuştuğum zaman “I Need Your Love” için hiç böyle büyük bir başarı beklemiyorum demişti. Eğer kaderimde varsa olur. Yurtdışında da dinlensin şarkılarımız onu istiyorum. Şu an irtibatlarım var. İngilizce kayıtları Londra’da yapacağım. Mariah Carey’in vokal koçuyla anlaştık. Bir şeyi ya tam yapacaksın ya da hiç.
Ziynet’le Kısa Kısa

*En beğendiğiniz yurtdışı şehri?
Londra.
*Fobiniz var mı?
Dar alanlar ve uçak türbülansları.
*Yarın bir günlüğüne başka biri olarak uyanacak olsanız, kim olmak isterdiniz?
Kleopatra olmak isterdim. Afrodit’te olabilir; denizi seviyorum çünkü.
*Hep sakladığınız bir sırrınız var mı?
Herkes gibi var tabii.
*Kendi hayatınızın filmi çekilecek olsa3 Soundtrack şarkısı ne olurdu?
Rüya, Beş Çayı, Herkes Evine.
*Biten ilişkilerinizi kafaya takar mısınız?
Düzeltmek için elimden geleni yaparım. Felsefem şu; hangi platformda olursam olayı geride bıraktığım iz sevgi olmalı.
*Kendinizi dışarıdan izlemek ister miydiniz?
Çok değer verdiğim ve sevdiğim Ayla Algan’ın sohbetlerimizde bana ilk öğüdü; “Sahnede olduğunda o hayatın dışına çık ve (kendini) Ziynet’i karşıdan izle…”
Ziynet’in ilk aklına gelen
Samsun Demir: Onu ne kadar çok sevdiğim
Özden Bora: Yol arkadaşım
Gökay Özkan: Yoldaşım
Cengiz Abazoğlu: Tertemiz kalp
İstanbul: Bambaşka
Londra: Mistik
Aşk: Karmaşık
Erkek-Kadın: İnsan
Müzik: Hayatım
Araba: Lazım
Trafik: Nefret ediyorum
Çocuk: Ahh… istiyorum. Buradan da Gülşen’e tebriklerimi iletiyorum.
Kıskançlık: Var
Sadakat: En önemli
İhanet: Etmedim
Ziynet’le o mu, bu mu?
Araba mı bisiklet mi? Araba
Orman mı deniz mi? Deniz
Otel mi ev mi? Ev
Düz vites mi otomatik vites mi? Otomatik vites
Arazi aracı mı spor otomobil mi? Arazi aracı
Çay mı kahve mi? Kahve
Sevgili mi dost mu? Dost
Yurtiçi mi yurtdışı mı? Yurtdışı
Müzik mi aşk mı? Müzik, içinde aşk var zaten J
Ziynet’in tercihleri
*Yurtdışında gittiğim bir şehri yürüyerek gezerim.
*Şarkılarımı ilk önce telefonda dinlerim.
*Bir zaman makinesi olsa çok eski zamanlara giderim.
*Bir süper gücüm olsa kendimi izleyebilmeyi isterdim.
*Arabada tek başımayken Bir Melekten Hediye söylerim.
*Bir düet yapacak olsam Beyonce ile yapmak isterim.
*Yaşasaydı Elvis ile tanışmak isterdim.
*Daha önceki bir yaşıma geri dönebilecek olsam 29 yaşımda kalmak isterdim.
*En sevdiğim öğün kahvaltıdır.
*Duymaktan en keyif aldığım iltifat ne kadar güzel görünüyorsun.
*Çocukken en sevdiğim oyun şarkıcılıktı.
*Bana bir iftira atılsa haklılığımı ortaya koymak için uğraşırım.
*En sevdiğim söz “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”.

PAYLAŞ